Anasayfa > Avrupa Gündem > AVRUPA’DA GEÇEN HAFTA: 22 KASIM

AVRUPA’DA GEÇEN HAFTA: 22 KASIM

NATO’NUN 2010 STRATEJİK KONSEPTİ VE LİZBON ZİRVESİ

NATO’nun 1999 yılında açıkladığı son Stratejik Konsept’in güncelliğini yitirmesi, yeni tehditler ve yürütülen operasyonlara cevap verememesi İttifak’ın yeni bir Stratejik Konsept arayışına girmesine yol açmıştır. NATO’nun 60. kuruluş yıldönümünde, 03-04 Nisan 2009 tarihlerinde düzenlenen Strazburg/Kehl Zirvesi’nde alınan karar çerçevesinde de İttifak’ın yeni “Stratejik Konseptinin” hazırlık çalışmalarına geçtiğimiz Temmuz ayında başlanmış ve bu yeni konseptin Kasım 2010’da Lizbon’da yapılan zirvede devlet ve hükümet başkanlarının onayına sunulmuştur.

Füze Kalkanı Projesi

Zirve öncesinde Türkiye’de en çok tartışılan husus “Füze Kalkanı” adı verilen, NATO’nun Avrupalı üyelerini Kitle İmha Silahı başlığı taşıyan olası balistik füzelere karşı savunabilecek bir füze savunma sistemi kurmaktır. Bunun için düşünülen sistem özetle şöyle: Muhtemel bir hasım ülke tarafından NATO ülkelerine doğru ateşlenen balistik füzeleri, atıldığı andan itibaren tespit ve teşhis edilecek, daha sonra atmosferin dışına çıkarak hedef ülkeye kilitlenen füzeler ilerleme rotası üzerinde NATO’nun füzesavar füzeleri ile imha edilmesidir.

Ağustos 2010’dan itibaren ise anılan sistemin kurulacağı ülkelerden birinin Türkiye olacağı bilgisi kamuoyu tarafından paylaşıldı. Üstelik “Füze Kalkanı’nın İran ve Suriye gibi ülkelere karşı” olduğu ana fikri de belirtilmişti. Yani bir bakıma Türkiye, 1997 ve 1998’den itibaren ilişkilerini süratle düzelttiği iki komşu ülke İran ve Suriye ile yeniden gerilim yaşayan bir ülke haline getirilmek isteniyor gibiydi.

Bu fikir Türkiye’de neredeyse hiçbir kesimin (hükümet, muhalefet partileri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik politikası uzmanları) hoşuna gitmedi. Oysa Türkiye, bölgede nükleer silahlanmayı onaylamıyordu. Buna rağmen Suriye ve İran’la Türkiye’yi hasım haline getirecek bir proje, NATO’nun ortak projesi de olsa Türkiye bu konuda direniş gösteriyordu. Hükümetin arkasında önemli bir kamuoyu desteği de vardı. Yani bu konu bir bakıma “milli mutabakat” haline geldi.

Türkiye’nin itirazları ve direnişleri sonucu Lizbon zirvesi öncesindeki NATO Askeri Komite Toplantısı ve 14 Ekim 2010 tarihli Brüksel’deki NATO Dışişleri-Savunma Bakanları Toplantısı sırasında orta yol bulunmaya çalışıldı. Her ne kadar bu toplantılar bir sonuç vermedi ise de, daha sonra Lizbon’a giden yolda Türkiye’yi bir derecede olsa rahatlatacak bir sonuca ulaşıldı. Balistik füze saldırısı yapması beklenen muhtemel düşman ülke/ülkelerin adı konmadı.

NATO Lizbon Zirvesinde Alınan Kararlar

Fransa’nın “Füze saldırıları İran ve Suriye’den gelecek” şeklinde bir ifadenin Füze kalkanı projesine konması ısrarı sonuçsuz kaldı. Daha sonra “Orta Doğu” ifadesini koydurtmak istedi, bu da mümkün olmadı. Yani bir bakıma Türkiye’yi rahatsız edecek ifadeler ortadan kaldırıldı. Sistemin 2020’de hizmete girmesi beklenmektedir.

Rusya, tarihinde NATO ile ilişkilerde en yakın işbirliğini sağladı. NATO-Rusya Komisyonu uyum içerisinde çalıştığı gibi, Rusya da Atlantik’ten Urallara kadar NATO’nun bu ortak füze savunma sistemine dâhil oldu.

Yeni NATO Belgesi’nde “AB üyesi olmayan NATO ülkeleri” ifadesi ile Türkiye kastedilerek, Türkiye’nin “Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine çok önemli katkıda bulunduğuna dikkat çekildi.

NATO-AB ortaklığına dikkat çekilerek, “karşılıklı açıklık, şeffaflık ve tamamlayıcılık” gibi hususların ilk koşullar olacağı zikredildi.

Bilhassa Avrupa’da olmak üzere, Nükleer silahların azaltılması konusundaki Almanya’nın ısrarcılığı, Fransa ile İngiltere’nin direnişiyle karşılaştı. Sonunda “NATO nükleer silahlara karşı olduğu, ancak dünyada nükleer silahlar var olduğu sürece NATO7nun nükleer bir güç olarak kalmaya devam edeceği” ifadesi kabul edildi.

Afganistan konusunda da önemli kararlar alındı. Bunlardan konu başlıkları şöyledir:

(1) NATO’nun Afganistan’daki “Uluslararası Güvenlik Kuvveti” (ISAF)’nden geri çekilmeler 2011’den itibaren başlayacak.

(2) Afgan silahlı kuvvetleri ve güvenlik kuvvetlerinin güçlendirilmesi sürdürülerek, 2014 yılı sonunda tüm ülkenin güvenliğini sağlamaları için çalışılacak.

(3) Evvelce Rusya’nın “Saldırı silahları hariç” NATO teçhizatının Afganistan’a naklinde Rus demiryollarının kullanılabileceğine ilişkin kolaylığı daha da artırıldı. Bundan böyle zırhlı araçlar da dâhil NATO’nun Afganistan’daki lojistik destek ihtiyaçları büyük ölçüde ve hava yolu taşımacılığından çok daha az maliyetle Rus demiryolu vasıtasıyla sağlanabilecek.

NATO’nun 5. Maddesi’nin (Üyelerden birine yapılan saldırı, tüm diğer üyelere yapılmış gibi kabul edilerek, savunma yapılacak) geçerliliği bir kez daha vurgulandı. Bu durumda küresel terör, korsanlık-deniz haydutluğu ve siber saldırılara karşı ortak savunma sistemi devreye girecek.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, NATO Zirvesi’nde dün kabul edilen stratejik konseptin “arzu ettikleri çerçeve içinde” çıktığını, bundan “büyük memnuniyet” duyduklarını söyledi.

NATO- North Athlantic Traty Organization

Bu uluslararası örgütü Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Fransa, İngiltere, İzlanda, Hollanda, Belçika, İtalya, Danimarka, Norveç ve Portekiz kurdu. Daha sonra NATO’ya 1952 yılında Türkiye, 1954 yılında Yunanistan, 1982 yılında da Batı Almanya ve ispanya katıldı. Bugün NATO’ya üye 28 ülke vardır.

Üye ülkeler tarafından savunma amacı ile kurulmuş olan bir örgüttür. Üye devletlerin birinin saldırıya uğraması durumunda öbürleri saldırgan ülkeye karşı işbirliği içinde savaşmayı kabul etmişlerdir. Üye devletler birbirlerini korur ve kollarlar. Bu amaçla işbirliği yaparlar. NATO’nun amacı; barış düzenini uluslararası güvenliği, sosyal gelişmeyi, üye ulusların özgürlüğünü korumak olarak özetlenebilir. NATO amacına ulaşmak için çalışmalarını belli bir düzen içinde yürütür.

 

AB’NİN 2010 TÜRKİYE İLERLEME RAPORU

Avrupa Birliği Komisyonu Aday ülkelerle ilgili yıllık İlerleme Raporu ve Genişleme Stratejisi Belgesi’ni 9 Kasım 2010 tarihinde açıklanmıştır. 1998 yılından beri yayınlanan on üçüncü ilerleme raporu olan 2010 İlerleme Raporu ve Genişleme Strateji Belgesi Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış tarafından bu zamana kadar yayımlanan 13 rapor arasında en olumlu ve teşvik edici rapor olarak değerlendirilmiştir.

AB Komisyonu Türkiye İlerleme raporunda siyasi kriterler başlığı altında en çok yer verilen ve en olumlu değerlendirilen konuların başında anaysa değişiklik paketinin kabul edilmesi gelmektedir. Ergenekon Davası, Demokrasi ve hukukun üstünlüğünün geliştirilmesi için bir fırsat olarak görülürken, davanın uzaması ve sanıkların uzun süre tutuklu kalması ise eleştirilen noktalar arasında yer almaktadır. TSK’nın, yetkisi dışındaki siyasi konulardaki etkinliğinin azaldığı belirtilirken askeri yargının Anayasa Mahkemesi’ne üye göndermeye devam etmesi ve TSK İç Hizmet Kanunu’nun hala değiştirilmemesi eleştirilmiştir. AB raporunda, basın ve kamuoyunun Kürt meselesi, ordunun rolü, azınlık hakları ve Ermeni meselesi gibi geçmişte hassas kabul edilen konuları daha açık ve özgürce tartışabilmesi övülürken, Ergenekon davasıyla ilgili haber yapan gazetecilere çok sayıda dava açılmasının endişe verici olduğu şeklinde olumsuz görüşler de yer almıştır.

Kıbrıs konusunda geçen yıl Türkiye’ye yapılan eleştiriler bu yılki raporda da yer almaktadır. Raporda Türkiye’nin Kıbrıs’taki kapsamlı çözüm müzakerelerine destek verdiği ancak Türkiye’nin Ek Protokol yükümlülüklerini hala yerine getirmediği ve Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkilerini normalleştirmediği dile getirilmektedir. Raporda Yunanistan ile ilişkilerin geliştiğinden ancak Atina’nın Ege’de karasularını 12 mile çıkarmasının hala Türkiye tarafından savaş nedeni sayılması ve Ege’de Türk ve Yunan pilotları arasındaki süre giden it dalaşları eleştirilmektedir. Bunun yanında Türkiye’nin özellikle Balkanlar’da barış için gösterdiği çabalar da dış politika konusunda Türkiye’nin başarı hanesine yazılmıştır.

Avrupa Komisyonu Türkiye İlerleme Raporu’nda ekonomik alanda Türkiye’nin genel olarak başarılı bir portresi çizilmiştir. Türkiye’nin küresel krizden olumsuz etkilendiği ancak son on yılda başladığı bankacılık sektöründeki yeniden yapılanma ve mali konsolidasyon süreci sayesinde, hızlı toparlandığı, Türkiye’de işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığını devam ettirdiği ve bunun da Türkiye’nin direncinin yüksekliğini gösterdiği kaydedilmiştir.

Baş müzakereci Egemen Bağış Türk halkının AB’ye üyelik konusunda ümidini yitirmeye başladığını düşünenlerin bulunduğunu, ancak AB reformlarından oluşan bir anayasa paketine daha birkaç hafta önce ülkenin büyük çoğunluğunun destek verdiğini anımsatan Bağış, “Ancak bazı dar vizyonlu Avrupa siyasetçilerinin hipokratik çifte standartlı bazı söylem ve tavırlarının halkımızda duygusal bir yılgınlığa yol açtığı bir gerçektir. Halkımız, istikrarlı bir hükümet ile AB fonlarına ihtiyaç duymadan da Türkiye’nin her alanda kalkınabileceğini görmüştür. Bu süreçte Türkiye diklenmeden dik durarak, tam üyelik hedefine ulaşacak, insanlık tarihinin en kapsamlı barış projesinde hak ettiği yeri alacaktır” dedi.

 

TÜRKİYE AVRUPA KONSEYİ DÖNEM BAŞKANI

Türkiye, 6 aylığına, 1949 yılından bu yana üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin dönem başkanlığını devraldı.

Ankara, dönem başkanlığını Strasbourg’da Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun katıldığı bir törenle Makedonya’dan teslim aldı. Başkanlık Mayıs 2011’de İstanbul’da Ukrayna’ya devredilecek.

Davutoğlu, dönem başkanlığını devralmadan önce Avrupa İnsan hakları Komiseri Thomas Hammerberg ve Avrupa Konseyi genel sekreteri Thorbjorn Jagland ile görüştü. Davutoğlu, dönem başkanlığını devralmadan önce Avrupa Konseyi bünyesinde imzaya açılmış Siber Suçlar Sözleşmesi’ni de imzaladı.

Türkiye dönem başkanlığının öncelikleri, Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde reform, Avrupa Konseyi’nin siyasi denetim mekanizmalarının kuvvetlendirilmesi, Avrupa Birliği’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olması ve Avrupa’da çok kültürlülük temalarından oluşuyor.

Türkiye daha önce 1952, 1958, 1965, 1972, 1987 ve 1992 yıllarında Avrupa Konseyi dönem başkanlığı yapmıştı. Avrupa Konseyi üyesi ülke sayısının 47 ile sınırlı kalması halinde Türkiye’nin bir sonraki dönem başkanlığı 2033 yılında gerçekleşecek.

Avrupa Konseyi

Avrupa Konseyi 1949 yılında Avrupa çapında insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunmak amacıyla Avrupa çapında kurulmuş hükümetler arası bir kuruluştur. Avrupa Birliği’nden farklı bir örgütlenmedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa Konseyi’ne bağlıdır. Avrupa Konseyi’ne Belarus, Kazakistan, Kosova ve Vatikan hariç tüm Avrupa ülkeleri üyedir. Şu an Avrupa Konseyi’nde 47 üye ülke bulunmaktadır.

ALMANYA’DA YEŞİLLER CEM ÖZDEMİR’LE DEVAM DEDİ

Alman siyasetinin parlayan yıldızı Yeşiller, Freiburg kentinde yapılan parti kongresinde gövde gösterisi yaptı. Cem Özdemir ve Claudia Roth’un yeniden eş başkanlığa seçildiği kongrede, hükümeti eleştiri yağmuruna tuttu.

Kongrede Cem Özdemir ve Claudia Roth yeniden partinin eşbaşkanlığına seçildi. Özdemir, yüzde 88,5 oranında, Roth da 79,3 oranında oy aldı. Parti desteğinde Özdemir’in arkasında kalan Roth, daha iyi bir gelecek için tutkuyla mücadele etmek istediklerini söyledi. Yeşillerin Türk kökenli eşbaşkanı Cem Özdemir de yaptığı konuşmada sosyal adaletsizliklere işaret etti.

Özdemir, “Ailelerinin durumlarından dolayı işçi çocuklarının artık başarısızlığa uğramadığı ve dışlanmadığı bir toplumdan bahsediyorum. Ben, çocukların ve gençlerin kendilerini geliştirebileceği, onlara en iyi koşulların sunulduğu ve daha sonra bir şans sahibi olabilecekleri bir toplumdan bahsediyorum.” diye konuştu.

Baden Württemberg Eyaleti’nde Türk kökenli bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen 44 yaşındaki Cem Özdemir, yaptığı konuşma ile parti delegelerini hayli heyecanlandırdı. Almanya’da sosyal adaletin artık işlemediğini ve bunun üzerinde mutlaka tartışılması gerektiğini belirten Cem Özdemir, fırsat eşitliğini sağlamak istediklerine dikkat çekti.

İRLANDA VE AB YARDIM KONUSUNDA ANLAŞTI

Borç krizindeki İrlanda’nın yardım almayı kabul etmesinin ardından AB maliye bakanları ve Dublin arasında anlaşma sağlandı. IMF ile de görüşecek olan İrlanda, bir yandan da kapsamlı bir tasarruf paketi hazırlıyor.

Yunanistan gibi borç batağına saplanan İrlanda, Avrupa Birliği (AB) ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) koruması altına giriyor. Borçlarını kapatmak için uluslararası önce yardım almaya sıcak bakmayan ve bir süre direnen Dublin yönetimi sonunda ikna oldu.

İrlanda Maliye Bakanı Brian Lenihan’ın bakanlar kuruluna yardım alınması tavsiyesinde bulunacağını açıklamasının ardından Dublin yönetimi ve Avrupa Birliği arasında anlaşma sağlandı.

 

G-20 LİDERLER ZİRVESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen ve iki gün süren G-20 Liderler Zirvesi’nde, döviz kuru savaşları ve ticari korumacılık korkularını artıran ”küresel gerilimler ve kırılganlıkların” üstesinden gelme konusunda fikir birliğini varıldı. Sonuç bildirgesinde liderler, piyasa tarafından belirlenmesi gereken döviz kuruna vurgu yaparak, para birimlerinde ”rekabet devalüasyonu”ndan kaçınılması gerektiğini ifade ettiler. Bildiride, risklerin hala sürdüğü belirtilerek, ”Bazılarımız güçlü büyüme yaşarken, bazılarımız yüksek seviyede işsizlik ve cansız toparlanma ile karşı karşıya. İnişli çıkışlı büyüme ve artan dengesizlikler, küresel çözümlerin eşgüdümsüz çabalara sapmasına sebep oluyor” denildi.

Öte yandan, bazı ekonomi çevrelerinde, toplantıda bazı delegasyonlar arasında, para birimi ve ticaret dengesizliklerinin nasıl düzeltileceği konusunda yüksek gerilimin görüldüğünü, asıl anlaşmazlığın temel olarak Çin ve ABD arasında yaşandığını belirtiyorlar. Yavaş büyüyen gelişmiş ekonomiler, faiz oranlarını rekor düşük seviyelerde tutarak büyümelerini hızlandırmaya çalışırken, gelişmekte olan piyasaların hızlı büyümeleri, ekonomilerinde aşırı ısınma kaygısı yaratıyor.

Öte yandan, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya ortak bir deklarasyon yayımlayarak, gelecekteki olası bir Avrupa Birliği kurtarma fonu için tahvil piyasalarını yatıştırma kararı aldılar. İrlanda’nın tahvil faiz oranları rekor yüksek seviyelere çıkarken liderler, Avrupa Birliği’nin müdahale etmesi gerektiği görüşünde. Beş ülkenin ortak deklarasyonunda, herhangi bir yeni kurtarma mekanizmasının 2013 ortalarında uygulamaya geçebileceği ve mevcut anlaşmalara herhangi bir etkisinin olmayacağı da belirtildi.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: