Anasayfa > International Relations > TÜRKİYE’NİN EKSENİ NEREYE DOĞRU?

TÜRKİYE’NİN EKSENİ NEREYE DOĞRU?

TÜRKİYE’NİN EKSEN KAYMASI TARTIŞMALARI (NE ORTADOĞU NE AB EKSENİ)

İktidara geldiğinden bu yana AB kapısını defalarca aşındıran halen daha bu hedefinden vazgeçmediğinin üstüne basa basa vurgulayan AK parti yönetimi son günlerde Ortadoğu politikasında yaşadığı hızlı geçişleri dolayısıyla eksen kayması tartışmalarının odağı olmuş durumda. Eksen tartışmaları her nasılsa iktidarı sözde yıpratmak için olarak amacını aşan eleştirilere maruz kalmaktadır.

Son yıllarda Ahmet Davudoğlu’nun çizdiği yol haritası doğrultusunda Ortadoğu ziyaretleriyle ve ilişkilerini uyumlulaştırılmasıyla düzgün bir zemine oturtması bazı çevrelerin özellikle Batı cephesinin tepkisine neden olmuştur. Ancak bu kez her nasılsa bu kez Türkiye’nin uzlaşmacı ve netice odaklı Ortadoğu politikaları Batı’yı ikiye bölmüş durumda. ABD sanki Bölgedeki yerini Türkiye’ye bırakmaya razı gibi. Peki ya AB cephesi?

Amerika’daki Obama iktidarı bırakın tepki göstermeyi Türkiye’ye model ortaklık teklif etmiş; bu da Başbakanın son ABD ziyaretiyle açıkça dile getirilmiştir. Bu Model Ortaklık doğrultusunda Amerika ve Türkiye geleneksel Stratejik ortaklığın dışında bölgenin siyasal ve ekonomik istikrarı konularında tam koordinasyonun sağlanması sözü vermişlerdir. Koordinasyon deniyor, zira artık ABD-Türkiye ilişkilerinde emir-komuta tarzı işleyen politika mekanizmasının bittiğinin ABD de farkında.

Yakın zaman değin Türkiye bölgede ABD’nin maşası deyim yerindeyse küçük Amerika olmakla suçlanmaktaydı. Şimdi ise eksenini Ortadoğu’ya doğru değiştirdiği söylentileriyle karşı karşıya… Tabi bunda bölgenin İslami kimliği ve iktidarın İslamcı politikalarının kesiştiği korkusunun etkisi var. Türkiye ve bölge yakınlaşmasında din faktörünün “reel politik”e etkisi tartışılır ancak gerçek şu ki yapılan icraatlar yeni değil sadece geciken politikalardır. Çeşitli kesimlerin korkularının gerçek olduğunu düşünürsek AK parti iktidarının bölgeye verdiği önemin ancak 5-6 yıl sonrasına sarkması önceliğin AB üyelik müzakerelerine verilmesini nereye koyacağız.

ABD’nin Ortadoğu bölgesinden çekilmekle oluşan boşluğu doldurmak Türkiye adına fırsattır. Bölgenin enerji potansiyeli, siyasal ve ekonomik istikrarsızlık, milliyetçi ve mezhepsel kargaşalar ve İsrail’in Siyonist politikaları hegemonu olmayan bölgeyi daha da kaosa sürükleyecektir. Bölgeye düzen getirmeye meraklı büyük güçlere nazaran Türkiye coğrafi ve jeopolitik açıdan tüm diğer devletlere nazaran avantajlı durumda. Bölgede “düzen kurucu ülke” olma politikasını benimseyen Türkiye’nin tüm bunları bir kenara bırakıp da içe kapanık ’80 dönemi politikalarına dönmesi ve reel dünyaya kulak tıkaması beklenemezdi.

Bölgeyi siyonist, yayılmacı, zalim İsrail’in kollarına atamaz. Bölgede petrol uğruna dökülecek kanların üstüne yatamaz. Kendisine bölge halkının gösterdiği teveccühü göz ardı edemez. ABD veya herhangi bir gücün tek başına hareket etmesine tahammül edemez.

Diğer taraftan da AB’nin bu sözde eksen kaymasından duyduğu endişe de dikkate değer. Peki, hangi AB? Yıllarca kapısında bindir türlü bahane ile kapısında beklettiği AB mi? Farkındaysanız son birkaç yıldır Türkiye ve Türk insanı AB’ye rest çeken söylemler takınmaktadır. Nüfusu, ekonomisi, askeri gücü ve bölge ve dünya politikasında yükselen profiliyle Türkiye AB’ye artık bu 50 yıllık serüveni mutlu sona erdirmesi aksi takdirde AB’nin kendisinin kaybedeceği söylemini takınmaktadır. Bu söylem AB içinde bile dillendirilmektedir. Nitekim tüm bunlara bakarak Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin AB dışında herkes farkındadır. Peki ya AB’nin eksen kayması kaygısı neden?

AK Parti iktidarı göreve geldiği ilk birkaç yıl boyunca dış politika gündemini AB üyeliği meşgul etmiştir. Ancak AB’nin reel politikaya yakışmayan tavrı ve koskoca birliğin geleceğini birkaç şovenist Avrupalı politikacıların ellerine bırakması Türk karar yapıcılarına şunu gösterdi ki AB Türkiye’nin sahip olduğu dinamiklerin farkında değil. O halde yapılması gereken Türkiye’nin daha neler yapabileceğidir. Bu doğrultuda da Ortadoğu ülkeleri ile geliştirdiği ilişkileri ve arkasına aldığı İslam ve Arap dünyasının desteği ile AB’ye sahip olduğu potansiyeli ve ‘yumuşak gücünü’ bir kez daha göstermek istemiştir.

AB için üretilen gelecek projeksiyonlarında AB’nin bir küresel aktör olacağı öngörülmektedir. Ancak küresel güç olmak için bir devletin sınırları ötesinde askeri güç de dahil tahakküm oluşturabilmesi, sorunları çözebilmesi şarttır. O halde şu anki görüntüsüyle AB içe kapanık oluşu ve dış politika mekanizmasının zayıflığı bu ümidi hayal olmanın ötesine geçirememektedir. Eğer ki AB’nin Ortadoğu düzeni için bir programı olacaksa bunun yolu tam üye Türkiye’den geçmektedir. Yine yukarıda saydığımız özellikleri ile Türkiye, jeopolitiği, askeri ve de en önemlisi bölge halkının gönüllerinde yer eden ‘kardeş’ Türkiye imajı sayesinde soğuk savaş döneminde NATO’da oynadığı sınır karakol rolünü bu kez AB için bölgenin barışı ve istikrarı için oynamaya hazırdır.

Eğer komşularınızla ilişkileriniz iyi değil yani onlarla dost değilseniz düşmansınızdır ve çatışma kaçınılmazdır. Bu perspektiften bakıldığında Türkiye’nin yapmak istediği gayet açıktır. Kaçırılacak fırsatların maliyet analizini iyi yapmalı Türkiye ve Bölge ülkeleri ile iyi ilişkilerini değil AB üyeliğine uluslararası arenada herhangi bir koşul ve duruma tercih etmemelidir. Geleneksel iki kutuplu dünya düzeninden sonra ortaya çıkan çok kutuplu sistemde neden Türkiye kendi kutbunu yaratmasın?

Fikri AKKAYA

Hacettepe Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: