Anasayfa > Cyprus Kıbrıs > KIBRIS-TARİHÇE

KIBRIS-TARİHÇE

1571    yılında,   Venedikliler’den alınan ve  307 yıl Osmanlı hakimiyeti altında kalan Kıbrıs’ın yönetimi 1878 yılında,   hükümranlık   hakkı Osmanlı   İmparatorluğunda  kalmak   kaydıyla, İngiltere’ye devredilmiştir.  Birinci  Dünya  Savaşı yıllarında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere’nin ayrı saflarda yer almasının da bir sonucu olarak, İngiltere 1914’te tek taraflı  bir  kararla adayı ilhak etmiştir. Türkiye Ada üzerindeki İngiliz  egemenliğini  Lozan  Andlaşmasıyla 1923’de  tanımıştır.

18.  yüzyıl başlarına kadar Kıbrıs’taki Türk sayısı Rumlardan fazla  olmuştur.  Tarımla meşgul  olan Türklerin elindeki toprak miktarı da Rumlarınkinden fazla olmuştur. İki  taraf arasında  sosyal  ve kültürel yaşam hep farklı kalmış, Türkler ve Rumlar arasında evlenme  görülmemiş,  iki  toplumun  fertleri ortak  ticari  işletme  kurma  gibi  davranışlara girmemişlerdir.

1931’den itibaren Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan ile birleşme taleplerini yoğunlaştırmışlardır. Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleştirilerek, tamamen bir “Elen” adası haline getirilmesi şeklinde özetlenebilecek olan “ENOSİS” kampanyasına, İkinci   Dünya Savaşından  sonra  hız  verilmiştir. Rum  Ortodoks  Kilisesi 15  Ocak  1950’de Enosis   konusunda halk  oylaması  düzenletmiş ve oylama % 96 Enosis   lehine   sonuçlanmıştır. Ancak Enosis fikrine İngiltere tarafından kuvvetle karşı çıkılmıştır. Yunanistan ise, Ada’daki Rumların self-determinasyon (kendi  geleceğini  tayin) hakkı    olduğunu   ileri   sürerek   Enosis’e   dolaylı   yollardan   ulaşmayı    tercih    etmiştir. Yunanistan, 1954’te Kıbrıs sorununun BM’e götürülmesi kararı aldığını açıklamış, bu arada Ada’da Kıbrıs Türklerine karşı şiddet eylemleri başlamıştır.  1954-1958 yılları  arasında  “self-determinasyon” görüntüsü altında BM’e  yaptığı  çeşitli başvurularda   Yunanistan,  bir  başarı  sağlayamamıştır.  Bu  arada  Yunanistan’dan   gelen Albay   Grivas  tarafından  1955  yılında  kurulan  EOKA  adlı  terör  örgütü  yoluyla  Ada’daki şiddet eylemleri  giderek artmıştır.  İngiltere  bu  durumda, 1956’da, sadece Rumların değil, aynı ölçüde Kıbrıslı Türklerin de  “self determinasyon” hakkı bulunduğunu ve bu çerçevede taksim talebinin de geçerli bir seçenek oluşturduğunu açıklamıştır.

Şiddet eylemleri nedeniyle 1955-58 döneminde Kıbrıslı Türkler 33 karma köyü terk etmek zorunda  kalmışlardır.  Enosis’e   karşı   kendi  örgütlenme  çalışmalarına   başlayan  Kıbrıslı   Türkler,   gelişmelere paralel olarak, “taksim” görüşünü geliştirmişlerdir.

Yunanistan’ın  BM’den tek taraflı “self-determinasyon”, yani Enosis lehinde bir  karar elde edememesi, Kıbrıslı   Türklerin   Enosis’e   karşı   direnişleri   ve   Türkiye’nin    kendilerini desteklemekteki  kararlılığı, Türkiye ile Yunanistan arasında müzakerelerin  başlatılmasına imkan   sağlamıştır. Bunun sonucunda  11  Şubat  1959’da  Türkiye  ile  Yunanistan   Zürih’te  anlaşmaya varmışlar,    Londra’da   İngiltere’nin   ve   Kıbrıs’taki   iki   toplumun   liderlerinin    onayını almışlardır. Bu şekilde ortaya çıkan Zürih ve Londra Anlaşmaları bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı,   toplumsal   alanda   otonomi   ve  çözümün   Türkiye,   Yunanistan   ve   İngiltere tarafından garanti edilmesi ilkelerine dayandırılmıştır.

Bu çerçevede, “fonksiyonel federasyon” öngören bir anayasanın temelini oluşturan  ve aynı  zamanda   İngiltere’ye   iki egemen üs bölgesi bırakan bir  Kuruluş  Andlaşması,  bunu teminat  altına  alan bir Garanti  Andlaşması  ve Türkiye ile Yunanistan’ın  Kıbrıs’ta  askeri birlik bulundurmalarını sağlayan bir İttifak Andlaşması ortaya çıkmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti 16 Ağustos 1960’ta resmen kurulmuştur. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti,  uluslararası anlaşmalarla   kurulan  bir  ortaklık devleti olup,  anlaşmalar  Ada’nın  iki  toplumlu  yapısı   temel alınarak oluşturulmuştur. 1960   düzenlemeleriyle   içeride  iki halk arasında  fonksiyonel   bir   ortaklıkla   iç dengenin  sağlanmasına  ve Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantör  olmasıyla  da  dış dengenin  teminine çalışılmıştır. Türk toplumunun lideri olan Cumhurbaşkanı Yardımcısına, tüm temel konularda Cumhurbaşkanına eşit haklarla veto yetkisi verilmiştir. Türkiye,  bu anlaşmalarla İngiliz  egemen üsleri (Ağrotur ve Dikelya) de  dahil  olmak  üzere, Ada’nın  tümünü  garanti  altına  almıştır.

Ancak, Kıbrıs    Rum   tarafı,   1960   Cumhuriyetinin   kurulduğu   şekilde    yaşamasına    şans vermemiştir.

Zamanın Cumhurbaşkanı Makarios,   Zürih-Londra   Andlaşmalarının  Kıbrıslı  Türklere  adil   olanın   ötesinde haklar verdiğini ve 1960 Anayasasının işlemez olduğunu öne sürmeye başlamış ve 30 Kasım 1963’te   anayasanın   tadili   için, Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto hakkının kaldırılmasını da içeren 13 maddelik önerilerini  Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr.Küçük’e iletmiştir. Bu  öneriler,  16  Aralık  1963’te  Kıbrıs  Türk  tarafı   ve Türkiye tarafından reddedilmiştir.

Bunun  üzerine,  21  Aralık  1963’te Kıbrıs Rum tarafı,  Kıbrıs  Türk  toplumuna  karşı kapsamlı ve sistematik şiddet politikasına geçmiştir. Bu kampanya önceden   hazırlanmış  bir   plana   (Akritas   Planı)   dayandırılmıştır. Türklerin  imhası veya Ada’dan  atılmasını öngören Akritas  Planı, basit  bir  örgütün eylem planı olmayıp, Rum yetkililerce  öngörülen ve organize  edilen  bir etnik temizlik ve soykırım    girişimidir. Akritas  planının  uygulanması sonucunda, 30.000 Kıbrıslı Türk 103  köyü  terk  etmek zorunda  kalmıştır.  Tüm  Kıbrıs Türk nüfusu, ada yüzölçümünün %3’üne  tekabül  eden  ve sürekli  kuşatma  altında  tutulan  küçük  bölgelere  sığınmıştır.  Kıbrıslı  Türklere  karşı ağır    ekonomik   baskı   uygulanmış, dış    dünyadan soyutlanmışlar,  haberleşme,  ulaşım, ekonomik ilişkileri  tamamen   kesilmiştir.  1960 Anayasasının,  Kıbrıs  Türklerinin temel haklarıyla ilgili maddelerinin rafa  kaldırılmasıyla,  Kuruluş Anlaşmasının  geçerliliği 1963’den  itibaren  ortadan  kalkmıştır. 1963 “Kanlı Noel” olaylarından sonra, 27 Aralık 1963’e üç garantör ülkenin  askerlerinden oluşan  bir  “Barışı  Koruma Kuvveti” oluşturulmuştur. Bu çerçevede İngiliz  generalin  yeşil  bir  kalemle harita  üzerinde  çizdiği  bir  çizgi ile Lefkoşa 30 Aralık 1963’te ikiye ayrılmıştır. Bu tarihten itibaren bu sınır “Yeşil Hat” olarak adlandırılmıştır.

Bilahare, BM Güvenlik Konseyi’nin, 4 Mart 1964’de aldığı 186 sayılı kararla adaya uluslararası barış gücü (UNFICYP) konuşlandırılmıştır. Bu  arada,  Yunanistan  adaya gizlice askeri kuvvet yollamaya başlamış, bu kuvvetin sayısı zaman içinde 20.000’e ulaşmıştır.  Böylece,  bir ortaklık  devleti  olmaktan çıkarak bir Rum yönetimine dönüşen  Kıbrıs  Cumhuriyeti  fiilen Rum/Yunan kontrolü altına girmiş ve iki halk birbirinden tamamen kopmuştur.

1967’de  Yunanistan’da yönetimi askeri darbeyle ele geçiren Cunta, Enosis’e ulaşmak için  Keşan  ve Dedeağaç   görüşmelerinde   Türkiye  ile  pazarlığa  kalkışmış,  bundan   sonuç   alamayınca Kıbrıs’ta Boğaziçi ve Geçitkale köylerine karşı saldırılar düzenlenmiş, bu saldırılara Yunan  birlikleri  de  katılmıştır.  Türkiye’nin anlaşmalardan doğan müdahale hakkını  kullanacağı  yönündeki ihtarı  üzerine  bu buhran  son  bulmuş  ve  Yunanistan, BM  gözetimi  altında  Ada’dan  kuvvetlerini  çekmek zorunda bırakılmıştır.

Bu arada, EOKA’cılar arasında ortaya çıkmaya başlayan görüş ayrılıkları, Türkiye’nin müdahalesinden çekinen ve Türkleri ekonomik yoldan altetmeyi yeğleyen Makarios ile  eski cuntacıları  içeren EOKA-B’cilerin karşı karşıya gelmelerine neden olmuştur.   15  Temmuz 1974    tarihinde   Yunan   Cuntasının   desteğiyle   EOKA   lideri   Nikos    Sampson    adayı Yunanistan’a  bağlamak  amacıyla Makarios’a karşı bir darbe  gerçekleştirerek  iktidarı kısa süreyle ele geçirmiştir.  Kıbrıs’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kasteden bu hareket   karşısında Türkiye,  1960  Garanti  Andlaşması çerçevesinde,  önce İngiltere’ye  ortak  müdahale  teklifinde bulunmuştur. Türkiye, İngiltere’nin olumsuz cevap vermesi üzerine, Ada’daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974 günü Barış Harekatını başlatmıştır.  Böylece Kıbrıs’ın   Yunanistan’a  ilhakı  önlenmiş,  Kıbrıs  Türk  halkının  varlığı  da  güvence   altına alınmıştır.  Türk Barış Harekatı aynı zamanda Yunanistan’da Cunta idaresinin de sonu olmuştur.

Barış  Harekatı sonrasında 1975 nüfus mübadelesi anlaşmasıyla Kuzey’den  Güney’e  tahminen  120.000 Rum, Güney’den Kuzey’e de 65.000 Türk geçmiş, böylece nüfus bakımından  homojen iki  kesim  meydana  gelmiştir. Bu iki kesim, 180 km boyunca uzanan ve genişliği 5  metre  ile  7 km.  arasında  değişen  bir “ara bölge” ile birbirinden ayrılmıştır.

Bugün  Kuzey  Kıbrıs’ın 200.000 kişilik nüfusuna   karşı,   Güney   Kıbrıs    Rum Yönetiminde  700.000  civarında  Rum yaşamaktadır. Kıbrıs’ta ayrıca  Ermeni,  Maronit  ve Latin dini grupları bulunmaktadır. Kıbrıs Adası Türkiye’ye 71 km, Yunanistan’a ise 900 km. uzaklıktadır.

MÜZAKERE SÜRECİ

Ada’daki iki taraf arasındaki ilk görüşmeler 1968’de başlamıştır. Türk tezinin yerel özerklik  (local autonomy)  şeklinde  ortaya  konduğu  bu görüşmeler,  1971  yılı   sonuna  kadar  sürmüştür. 1972-1974  döneminde  görüşmelere  Türkiye  ve  Yunanistan’dan  uzmanların  katılmasıyla devam   edilmiştir.   Bu   görüşmeler  de  15  Temmuz   1974   Rum/Yunan   darbesiyle   son bulmuştur.

1974 sonrasında, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye Ada’da yaşananlar ve gerçekler temelinde iki toplumlu, iki kesimli federasyon modelini benimsemiştir.

Bu çerçevede 1975-1997 yılları arasında sürdürülen çeşitli müzakereler bir federasyonun oluşturulmasına yönelik  olarak  cereyan etmiştir. Ancak Rum tarafı, egemenliğini Kuzey’e de yayacak bir politika izlemiş ve müzakerelerde devlet yapısını bu amaca yönelik olarak şekillendirmeye çalışmıştır.

1960’larda  Kıbrıs  Türk tarafına otonomi hakkını bile tanımayan, 1970’li yıllarda  iki  kesimli, iki    toplumlu   federasyonu   kabule   yanaşmayan   Rum   tarafı,   AB   üyeliği    perspektifi güçlendikçe  federasyon  fikrini  savunur  görünmüş,  bir  çözüm  çerçevesinde  Kıbrıs  Türk tarafının  elde  edeceği hakları, özellikle Türkiye’nin üye olmadığı bir  AB  içinde  kolaylıkla aşındırabileceğini düşünmüştür.  Bu süreçte yaşanan bazı kayda değer gelişmeleri şu şekilde özetleyebiliriz:

–  30 Temmuz 1974  tarihli  Cenevre  Deklarasyonu, Kıbrıs’ta  fiiliyatta  iki ayrı   ve   otonom   yönetim   bulunduğunu, diğer yandan anayasal   meşruiyete   dönüş   için müzakerelere öncelik verilmesi gerektiğini kayda geçirmektedir.

– 1974 Eylül ayından itibaren Kıbrıs’ta devam eden Denktaş-Klerides görüşmelerinin, Makarios’un  Aralık  ayında adaya dönmesiyle kesilmesi ertesinde  Kıbrıs Türk  tarafı, ileride kurulacak muhtemel bir federasyonun Kıbrıs Türk kanadını  oluşturmak üzere, 13 Şubat 1975’de Kıbrıs Türk Federe Devletini (KTFD) kurmuştur.

– KTFD’nin  ilanını takiben toplanan BM Güvenlik Konseyi 12 Mart  1975  tarihinde, sorunun  çözümünü sağlamak üzere BM Genel Sekreterine iyi niyet görevi veren 367  sayılı kararı  kabul etmiştir. Bugüne kadar devam eden çabalarına Genel Sekreter  bu  çerçevede yardımcı  olmaya  çalışmıştır. İyi niyet görevi, arabuluculuk ve hakemlikten çok  daha  sınırlı bir çerçeve   oluşturmakta,  tarafların  müzakere  etmelerini  sağlamayı   ve   görüşmelerini kolaylaştırmayı   amaçlamaktadır.

–  2  Ağustos 1975’te Viyana’da BM gözetiminde Sayın Denktaş ile  Klerides  arasında bir nüfus mübadele anlaşmasına varılmış ve bu BM Barış Gücü aracılığı ile uygulanmıştır.

–  12  Şubat 1977 tarihinde yapılan Denktaş-Makarios görüşmesi sonucunda  ilk  Zirve Anlaşması  (High Level Agreements) kabul edilmiştir. Dört maddeden oluşan  bu  anlaşma ile iki toplumlu federal bir cumhuriyet kurulması kararlaştırılmıştır.

– Mayıs  1979’da yine Kıbrıs Türk tarafının çağrısı üzerine  yapılan  Denktaş-Kiprianu görüşmesinde İkinci Zirve Anlaşması ortaya çıkmıştır. Bu  anlaşma,  1977  anlaşmasını  teyid etmiş ve iyi niyet  ve  karşılıklı güven ortamı yaratılmasının önemini vurgulayan bir  madde  içermiştir.

–  9  Ağustos  1980’de başlayan görüşmelerde gündeme gelen  belge,  iki  kesimlilik  ve güvenlik  kavramlarını  ilk  kez açıkça zikretmektedir. Kıbrıs  sorununun  anayasal  veçhesinin federal,   toprak  veçhesinin  de  iki  kesimli  çözüme  kavuşturulacağına  ilişkin   formül   bu belgeden kaynaklanmaktadır.

– 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk halkının  “self-determinasyon”   (kendi   kaderini   tayin   etme)   hakkına   dayanılarak   ve   siyasi    eşitliği vurgulanarak  ilan  edilmiştir. Bu yola gidilirken federasyon tezi muhafaza edilmiş  ve  Rum tarafına barış ve çözüm çağrısında bulunulmuştur.

–  Birleşmiş  Milletler Genel Sekreteri iyi niyet  görevi çerçevesinde 1984 Ağustos ayında yeni bir girişim başlatarak, Kıbrıslı  Türk  ve Rum yetkilileri ayrı ayrı görüşmek üzere Viyana’ya davet etmiştir. Genel Sekreter, taraflara  Viyana  Çalışma  Noktaları  (Working Points) diye bilinen  belgeyi  sunmuştur.  Bu  tarihten sonra,   Kıbrıs   sorununun   çeşitli   veçheleri  tek  tek  değil,   ayrılmaz   bir   bütün   halinde (integrated whole) ele alınmaya başlanmıştır.

– 1985 yılında Kıbrıs Türk ve Rum taraflarında yapılan seçimleri müteakip BM Genel Sekreteri taraflarla istişarelerde bulunduktan sonra 29 Mart 1986’da “Taslak Çerçeve Anlaşması”nı sunmuştur. Sözkonusu metin Ağustos 1984’den itibaren taraflarca üzerinde mutabakata varılan hususları içermekteydi. Sözkonusu Çerçeve Anlaşması, Kıbrıs’ta iki uluslu bir federal devlet kurulmasını, Rum Cumhurbaşkanı ve Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto yetkilerinin olmasını ve Türk tarafının toprağının yüzde 29’un üzerinde bir oranla sınırlandırılmasını öngörmüştür.

– KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş 21 Nisan’da, Türk tarafı için önem arzeden temel hususları dile getiren ve paketi bir bütün halinde (integrated whole) kabul ettiğini bildiren bir mektubu Genel Sekreter’e göndermiştir. Sayın Denktaş 27 Nisan 1986 tarihli bir ikinci  mektupla da anlaşmayı imzaya hazır olduğunu bildirmiştir. Rum Lider Kipriyanu ise önerilere yanıt vermeyerek uluslararası bir konferans çağrısında bulunmuştur. Rum tarafının bu tutumu Genel Sekreter’in açıklamasında ve raporunda eleştirilmiştir.

–   Kıbrıs   sorununa   çözüm   arama  çabaları   1990   yılının   ilk   aylarından   itibaren tekrar hareketlilik kazanmış ve giderek yoğunlaşmıştır. Bu çabaların sonucunda Türkiye ve  Kıbrıs Türk tarafının da aktif katkılarıyla BM Genel Sekreteri Ghali, “Fikirler Dizisi” (Set of Ideas) adını taşıyan ve  gayri  resmi  nitelikte  olan bir anlaşma çerçevesi  taslağı  oluşturmuş  ve  bunu  taraflara iletmiştir.    Sözkonusu   belge   bir   bütünlük   taşımakta   ve   bütünü    üzerinde    anlaşma sağlanmadıkça   müstakil  konularda  sağlanabilecek  anlaşmaların  geçersiz  olacağı   kabul edilmekteydi.

–  1992 Haziran ve Kasım ayları arasında New York’ta yapılan müzakereler,  kapsamlı çözüme ilişkin özlü konular etrafında odaklaşmış, Kıbrıs’ta kurulacak yeni ortaklığın siyasal veçhesini  kapsayan  konular “Fikirler Dizisi” çerçevesinde ele alınmıştır.

–  1992 Fikirler  Dizisi iki  federe  devletten oluşan bir  federal  yapıyı  çözüme  esas  almış, 1960  düzeninde  de öngörüldüğü  üzere,  1960 Garanti ve İttifak Andlaşmaları muhafaza edilmiş, ayrıca “Federal Kıbrıs”ın  Türkiye  ve  Yunanistan’a  her konuda  “most favoured nation” statüsü tanıyacağı belirtilmiştir. Çerçeve  Anlaşmasının,  iki tarafın  mutabakatını  takiben yapılacak Dörtlü Konferans’ta nihai hale getirilmesi  ve  30  gün içerisinde de iki toplumda referanduma sunulması öngörülmüştür.

– Kıbrıs Türk tarafı 100 paragraflık Fikirler Dizisinin 91’ini kabul etmiş, diğer 9 paragrafı müzakereye hazır olduğunu açıklamıştır. Rum  tarafı ise,  Kıbrıs Türklerinin, federe bir birim olarak da olsa, ayrı bir yapıya sahip  olmalarını  ve Garanti Andlaşmasının devam edecek olmasını kabul etmemiştir.

–  Rum  tarafında  yapılan  Şubat 1993 Başkanlık  seçimlerini Fikirler  Dizisine  karşı çıkarak kazanan Klerides,   iş   başına   gelir   gelmez   Fikirler    Dizisi’ni    müzakere etmeyeceğini, esas tercihlerinin Avrupa Birliği üyeliği yönündeki çabalarını  yoğunlaştırmak olduğunu   açıklamıştır.  Nitekim  bundan sonra,  Rumların  AB   üyeliği   yönündeki gayretlerini,   Yunanistan’ın  da  yardımıyla geliştirmeye  başladıkları  müşahade  edilmiştir. Rumların amacı,  Yunanistan  ile  dolaylı  bir  ENOSİS’i sağlamak, Türkiye’nin  garanti hakkına karşı, içinde Yunanistan’ın da bulunduğu Avrupa Birliği’ni kullanmak olmuştur.

– 1993 Mayıs ayından itibaren, müzakereler BM Genel Sekreteri’nin önerdiği   Güven Arttırıcı    Önlemler    (GAÖ)    paketi   üzerinde   odaklanmıştır.    Bu    paket çerçevesinde   Lefkoşa   Uluslararası  Havaalanı  (LUH)  ve  Maraş’ın,  BM   idaresinde   iki tarafın ortak kullanımına açılması öngörülmüştür.

Bu  arada,  Avrupa  Birliği  Adalet  Divanı,  Rumların  müracaatı  üzerine  Temmuz 1994’te   KKTC’nin  AB’ne  ihracatını  yasaklayan  bir  karar  almıştır.  KKTC’nin   toplam ihracatının  %60’a  yakın  bir  bölümünü etkileyen bu karar,  GAÖ  paketinin  Kıbrıs  Türk tarafına sağlayacağı somut yararları da ortadan kaldırmıştır.

Diğer  taraftan,  Yunanistan  ve GKRY  arasında  Kasım  1993’te  “Ortak  Savunma Doktrini”  uygulamaya  konulmuştur.  “Ortak  Savunma Doktrini”,  iki  ülke  arasında  ortak askeri  strateji  ve  operasyonlar planlanmasını; ortak  tatbikatlar  yapılmasını,  Girit,  Oniki Adalar  ve  “Kıbrıs”ın savunma alt yapılarının yeniden düzenlenmesini;  Yunanistan’ın  Orta Akdeniz’de somut bir rol oynamasına imkan verecek şekilde Güney Kıbrıs’ta hava ve  deniz üsleri kurmasını; güvenilir bir telekomünikasyon sistemi oluşturulmasını; Kıbrıslı  Rumların eğitimlerinin iyileştirilmesini ve askeri harcamaların arttırılmasını öngörmektedir. Bu  yeni  stratejik  kavram ile tanımlanan “tek  savunma  alanı”  ile  Yunanistan’dan Ada’da Magosa’ya  kadar uzanan bölge doğal savunma sahası olarak  kabul  edilmekte ve bu bölgenin her köşesinde etkinlik sağlanması amaçlanmaktadır.
Anılan doktrin çerçevesinde Baf  Askeri Havaalanı  inşa  edilmiş, Terazi deniz üssünün inşa edilmesine ve bunlara ek  olarak, S-300 füzelerinin Rusya’dan  alımına  karar verilmiştir. Bu  arada,  GKRY’deki Rum-Yunan  kuvvetlerinin  zırh  gücü önemli  oranda  artırılmış,  Rusya’dan yeni tip tanklar alınmıştır.  Ayrıca  Yunanistan  kendi silahlı   kuvvetlerinin   envanterinden  çıkardığını  öne  sürdüğü   Fransız   yapımı   AMX-30 tanklarından  bir  bölümünü  Ada’ya  göndermiş,  GKRY’ne  Leonidas  tipi  zırhlı  personel taşıyıcıları satmıştır. GKRY, batılı ülkelerin de baskısıyla  S-300’lerin Ada’da konuşlandırılmasıyla ilgili kararını, Türkiye’nin girişimleri çerçevesinde Aralık 1998’de iptal etmek zorunda kalmıştır. Füzeler Girit’e konuşlandırılmıştır.

Takip eden dönemde müzakere sürecindeki gelişmeler aşağıdaki şekilde gerçekleşmiştir:

– KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve GKRY Lideri Klerides arasında Ekim 1994’de Ara Bölge’de BM Özel Temsilci Yardımcısı’nın gözetiminde GAÖ paketinin Rum tarafınca kabulünü sağlamaya yönelik istikşafi mahiyette beş görüşme yapılmıştır. Bu görüşmelerde Klerides GKRY’nin 1990 yılında yaptığı tek yanlı AB üyeliği müracaatının Türk tarafınca desteklenmesini paketi kabul için ön şart olarak ileri sürmüş ve görüşmeler böylece sonuçsuz kalmıştır.

– GKRY, bunu hemen takiben aldığı tek yanlı bir kararla Kıbrıs Türk tarafı ile diyaloğu kesmiş, Mart 1995’de GKRY’ne AB’nin adaylık statüsü de vermesiyle, tamamen AB üyeliğine odaklanmıştır. Görüşmeler, Sayın Denktaş’ın müteaddit çağrılarına  rağmen, Klerides’in,  taraflar  arasında  ortak  zemin  bulunmadığını  ileri  sürmesi  nedeniyle   3  yıla yakın süreyle yapılamamıştır.

–    BMGS   Kıbrıs   Özel   Temsilcisi   aracılığıyla   Mart   1997’de    başlatılan    dolaylı görüşmeleri  takiben BMGS’nin, yüzyüze görüşmeler için yaptığı çağrı üzerine  Temmuz  ve Ağustos  1997  aylarında yaklaşık birer hafta süreyle Sayın Denktaş ve  Klerides,  Troutbeck (ABD) ve Glion’da (İsviçre) biraraya gelmişlerdir.

–   Troutbeck   görüşmeleri   sırasında  AB   Komisyonu’nun   genişleme   konusundaki “Gündem  2000”  raporu ve GKRY ile 1998 başında tam üyelik  görüşmeleri  başlatılmasına ilişkin tavsiye kararı basına sızdırılmıştır. Türkiye ve KKTC tarafından AB’nin bu tutumuna karşı  gerekli  tepki  gösterilmiş, bu bağlamda, 20 Ocak 1997  tarihli  Türkiye-KKTC  Ortak Deklarasyonu’nda öngörülen çerçevede, GKRY’nin  AB  üyeliği  yönünde   atacağı   adımların KKTC’nin Türkiye ile bütünleşme sürecini hızlandıracağı 20 Temmuz 1997 tarihli Ortak Açıklamada kaydedilmiştir.

–   KKTC Hükümeti, Aralık 1997  AB Lüksemburg  Zirvesinde alınan GKRY ile üyelik müzakerelerinin başlatılması kararının BM   müzakere   sürecine   ve   çözüm parametrelerine  yıkıcı bir darbe indirdiğini, bundan sonraki temasların ancak Ada’daki  iki devlet   arasında   yürütülebileceğini,   KKTC’nin   GKRY   ile   AB   arasında   tam    üyelik müzakerelerine katılmasının sözkonusu olmadığını açıklamıştır. Türkiye de   KKTC’nin   tutumunu  desteklemiş  ve   AB   ile   Kıbrıs   ve   Türk-Yunan ilişkilerinin görüşülmeyeceği de Hükümet düzeyinde karara bağlanmıştır.

–  Avrupa  Birliği  ile Güney Kıbrıs arasında tam  üyelik  müzakerelerinin  başlatılması, Türkiye  ve  KKTC’ni  federasyon  modelinin  Türkiye’nin  içinde  yeralmadığı  bir   Avrupa Birliği  içerisinde  ne ölçüde kalıcı olacağını irdelemeye  sevk  etmiştir.  Yapılan değerlendirmelerde,  istenilen  tüm güvenceler bir müzakere sürecinde elde edilse  dahi,  iki kesimlilik,   iki   toplumluluk,  Türkiye’nin  etkin  garantisinin  devamı   gibi   parametrelerin aşındırılabileceği görülmüştür. Bu değerlendirme neticesinde Kıbrıs’a ilişkin politikamız Ada’daki fiili durumu  esas alan  yeni  parametrelere  oturtulmuş,   müzakerelerin devamı  için  KKTC’nin  egemen  bir devlet  olarak  varlığının  teslim  edilmesini   temel  alan  bir  yaklaşım  benimsenmiştir.

–  Bu  doğrultuda, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş tarafından 31  Ağustos  1998 tarihinde, soruna  kalıcı  bir  çözüm bulunması amacıyla  Ada’daki  iki  devlet  arasında  bir  Konfederasyon tesis edilmesi önerilmiştir. Öneri, Kıbrıs’taki iki devletin aralarındaki  temel meseleleri     çözmelerini    müteakip  ortak  bir  işbirliği   yapılanmasını   gerçekleştirmeleri temeline dayandırılmıştır.

–  Politikamızın  diğer bir boyutunu KKTC’nin bağımsız ve egemen  bir  devlet  olarak güçlendirilmesi,   Türkiye  ile  KKTC  arasındaki  işbirliğinin her  alanda  çeşitlendirilmesi ve derinleştirilmesi teşkil  etmiştir.  20  Ocak,  20 Temmuz 1997 ve nihayet 23 Nisan 1998 tarihli Ortak Açıklamalar çerçevesinde Türkiye  ile KKTC  arasında  kapsamlı  bir bütünleşme süreci yürürlüğe  konulmuştur.

–  Kıbrıs    müzakere   sürecinin   yeniden canlandırılması girişimleri 1999 yılının ikinci yarısında hızlanmıştır.  BM Genel Sekreteri  Kofi Annan,  14  Kasım  1999  günü yaptığı  açıklamada “tarafların  kapsamlı  bir çözüme     yönelik    anlamlı   müzakereler    için    zeminin    hazırlanması    amacıyla     aracılı görüşmelere 3  Aralık  tarihinde New York’ta başlama  konusunda  mutabık  kaldıklarını” bildirmiştir.

–  Bu  açıklamayı  takiben başlatılan aracılı  görüşmelerin  ilk  turu,  3-14   Aralık   1999 tarihinde   New   York’ta,    ikinci  turu   ise   31   Ocak-8   Şubat   2000   tarihinde    Cenevre’de  yapılmıştır.  Üçüncü  tur  yine Cenevre’de  5  Temmuz  2000 tarihinde başlamış, 12 Temmuz’da verilen  aradan  sonra, 24 Temmuz – 4 Ağustos tarihlerinde   tamamlanmıştır.   Dördüncü   tur   12-26    Eylül    2000 tarihlerinde   New   York’ta,   beşinci  tur  ise  1-10  Kasım   tarihleri   arasında   Cenevre’de gerçekleştirilmiştir.

–  Aracılı görüşmeler BMGS Annan  ve/veya  Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto tarafından  yürütülmüş, bu süreç zarfında  Cumhurbaşkanı  Denktaş  ile  Klerides’in herhangi bir vesileyle karşı karşıya gelmeleri ve görüşmeleri sözkonusu olmamıştır.

–  Cumhurbaşkanı  Denktaş, aracılı görüşmeler vesilesiyle  Konfederasyon  önerimizi, güvenlik ve garantiler, mülkiyet sorunları, toprak  ayarlamaları,  bir  çözüm  çerçevesinde merkezi otoriteye bırakılacak yetki dağılımı,  statü eşitliği, ambargolar   ve   AB   üyeliği  gibi  Kıbrıs sorununun çeşitli veçhelerine ilişkin görüşlerimizi ve BM yetkililerinin ifade  ettiği görüşlere karşı tepkilerimizi ayrıntılı olarak BM  Sekreteryasına aktarmıştır.
.
–  Bu  arada  aracılı    görüşmelerin ikinci   turu   sırasında,   GKRY   lideri    Klerides görüşmelerin içeriği konusunda basına bilgi verilmemesi konusundaki karartmayı delerek 2 Şubat 2000 günü yaptığı yazılı açıklamasında, aracılı görüşmeleri “Kıbrıs   Cumhuriyeti”nin anayasa değişikliği egzersizi olarak  tanımlamıştır. Böylece   Rum tarafı,  federasyon   ister  gibi  gözükürken,  böyle  bir  çözümü  dahi  dikkate  almadığını  ve adadaki   eşit   halk   olan    Kıbrıs   Türklerini   bir   azınlık   statüsüne   indirgeyerek, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin, küçük anayasal değişikliklerle devamını   amaçladığını   ortaya   koymuştur.

–  Dördüncü  tur  aracılı  görüşmeler  vesilesiyle  Birleşmiş  Milletler  Genel   Sekreteri Annan,  12 Eylül 2000 tarihinde Ada’daki iki halkın yek diğerini temsil etmeyen siyasi eşit taraflar olduklarını  teyid eden   bir   açıklama  yapmıştır.  BMGS’nin  açıklamasında,  tarafların  bu   eşit   statüleriyle katılacakları   görüşmeler   aracılığıyla   yeni  bir  ortaklığı  öngören   kapsamlı   bir   çözüme ulaşmaları gereğinin altı çizilmiştir. Rum tarafı 11 Ekim 2000 tarihinde meclisinde aldığı bir kararla genel sekreterin bu açıklamasını da reddetmekle Kıbrıs Türk tarafına nasıl baktığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

– Beşinci turda, görüşmeler sürerken Cenevre’ye gelen BMGS Annan  8 Kasım  günü  taraflara  “Sözlü İfadeler” adı altında bir kağıt sunmuştur. Kağıtta yeralan ifadelerin sürecin içeriğiyle uyuşmadığı görülmüştür. 24 Kasım 2000 tarihinde Ankara’da  Sayın  Cumhurbaşkanımız  ve   Sayın   Denktaş başkanlığındaki  heyetler arasında bir değerlendirme toplantısı yapılmıştır.  Anılan  toplantı sonrasında  Sayın  Denktaş,  Kıbrıs’ta  iki  ayrı  egemen  devlet,  iki  halk  ve  iki   demokrasi bulunduğunu, aracılı görüşmelerin amacının kapsamlı görüşmelere geçilebilmesi için zemin hazırlanması  olduğunu, ancak beş turda bunun yapılamadığını, görüşmelerin  almış  olduğu seyir  nedeniyle  ve  Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu makul  ve  gerçekçi  parametreler kabul  edilmedikçe aracılı görüşmelere devam edilmesinde yarar  görmediğini  açıklamıştır. Bunu  takiben zamanın Başbakanı Sayın Ecevit yaptığı açıklamada, Sayın Denktaş’ın görüşlerini paylaştığımızı ve aracılı görüşmelerden ayrılma kararını  desteklediğimizi, ayrıca Türkiye  Cumhuriyeti’nin güvenliği ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin  güvenliğinin  bir birinden ayrılmaz bir bütün olduğunu belirtmiştir.

– Bununla birlikte 8 Kasım 2001 tarihinde Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş, uzlaşmacı tavrını ve çözüm yönündeki iradesini bir kez daha göstererek, Kıbrıs sorununa bir çıkış yolu bulunması, çözüme ilişkin Rum tarafının niyetlerini ilk elden duymak, sorunun nereye götürülmek istendiğini anlamak, görüşme süreci başladığında masada nelerin konuşulacağını tespit etmek amacıyla GKRY lideri Klerides’e mektup göndererek Ada’da yüz yüze görüşme önerisinde bulunmuştur. Klerides, bu çağrıya önce olumsuz yanıt vermiş, ancak Sayın Denktaş’ın Kıbrıs konusunun süratle çözümlenebilmesi için neler yapılabileceği hakkında doğrudan taraflar arasında görüş alışverişinde bulunulmasının yararına bir kez daha dikkat çeken ikinci bir mektup göndermesi üzerine, öneriyi kabul etmiştir.

– Bu çerçevede Sayın Denktaş,  Klerides ile 4 Aralık 2001’de Ada’da ara bölgede biraraya gelmiştir. BMGS Kıbrıs Özel Danışmanı De Soto’nun da not tutmak amacıyla hazır bulunduğu görüşmenin başlangıcında Sayın Denktaş, ileriye dönük yapıcı bir vizyon ortaya koymuş, Türk tarafının eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklık kurulması amacına yönelik olarak kapsamlı bir çözümü müzakereye hazır olduğunu, sözkonusu ortaklığın AB üyeliğini varılacak kapsamlı siyasi çözümün esasları çerçevesinde destekleyeceğini belirtmiştir.

– Görüşmenin sonunda De Soto tarafından yapılan açıklamada, iki liderin 2002 Ocak ayı ortalarında Ada’da doğrudan görüşmeyi kabul ettikleri kaydedilmiştir. BM gözetimi altında, önkoşulsuz,  tüm  konuların masada  olacağı   ve  herşey  kabul   edilene  kadar   hiçbir şeyin kabul edilmeyeceği anlayışıyla kapsamlı bir çözüme ulaşılana kadar görüşmelere devam edilmesi kararlaştırılmıştır.

– Liderler ayrıca, biri 5 Aralık 2001 tarihinde Sayın Denktaş’ın daveti, diğeri 29 Aralık 2001 tarihinde Klerides’in mukabil daveti çerçevesinde olmak üzere iki kez akşam yemeğinde bir araya gelmişlerdir.

– Bu çerçevede 16 Ocak 2002’de doğrudan görüşmeler başlamıştır. Birinci tur 19 Şubat 2002’de sona ermiş, ikinci tur 1-27 Mart, üçüncü tur 9-29 Nisan, dördüncü tur 7 Mayıs-2 Temmuz 2002 ve beşinci tur 16 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin altıncı turu 27 Ağustos’ta başlamış, bu çerçevede iki taraf arasında yapılan görüşmelerde, ağırlıklı olarak egemenlik, eşitlik, merkezi otorite ile kurucu devletlerin yetkileri hususları ele alınmıştır. Altıncı tur görüşmeler 26 Eylül itibarıyla tamamlanmıştır.

– Liderler bu görüşmelerde “tüm konularda anlaşma sağlanmadan hiçbir konuda anlaşma sağlanmış olmayacağı” ilkesi çerçevesinde Kıbrıs konusunun çözümüne ilişkin görüşlerini ortaya koymuşlar, birbirlerine sorular sorarak izahat istemişler, böylece bir anlamda hangi görüşlerin müzakere edilebilir ve hangilerinin değiştirilemez olduğuna açıklık getirmeye ve birbirlerinin gerçek niyetlerini değerlendirmeye çalışmışlardır.

– Ancak Rum tarafı, görüşmelerde 1960 “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin hala devam ettiği iddiasından hareketle Türk tarafını, bir Anayasa değişikliği egzersizi vasıtasıyla bu “Cumhuriyete” dahil etmeye yönelik anlayışını sürdürmüş, iki tarafın mutlak eşitliği ve yetki paylaşımı temelinde gerçek ortaklığa dayalı yaşayabilir bir çözüm yönünde çaba göstermekten uzak görünmüştür.

– 6 Eylül 2002 tarihinde BMGS Annan, Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve GKRY Lideri Klerides ile Paris’te görüşmüş ve iki lider BMGS’ne görüşlerini aktarma fırsatı bulmuşlardır. BMGS Annan 3-4 Ekim 2002 tarihlerinde tarafları bir kez daha biraraya gelmek üzere New York’a davet etmiştir. 3-4 Ekim 2002 tarihlerinde New York’ta gerçekleşen görüşmelerden sonra Genel Sekreter’in yaptığı açıklamada Kıbrıs sorununun basit bir çözümü bulunmadığı ve kapsamlı çözüme ulaşmak için taraflar arasında iki taraflı “ad hoc” nitelikteki teknik komitelerin kurulmasına karar verildiği ifade edilmiştir.

– Ocak 2002’de başlayan görüşme turlarının sonunda BMGS Annan, 11 Kasım 2002 tarihinde KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve dönemin GKRY lideri Klerides’e “Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli” adlı (sonradan Annan Planı olarak anılan) belgeyi sunmuştur.

T.C. Dış İşleri Bakanlığı

http://www.mfa.gov.tr

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: