Anasayfa > Politics, siyaset > ILIMLI İSLAM VE TÜRKİYE

ILIMLI İSLAM VE TÜRKİYE

Ilımlı İslam Söylemi Çerçevesinde Türkiye-ABD İlişkileri

SUNUŞ

Dünya yeni bin yıla kan ve gözyaşı ile girdi. Afganistan’da ve Irak’ta akan kan durmak bilmiyor. Küresel sermaye baronları, çıkarları için çok rahat en acımasız savaşları göze alabiliyorlar. Uluslararası hukuk bir yana, en temel insani değerleri bile kolayca yok sayabiliyorlar. Yeni bin yılda demokrasilerini güçlendirme çabasında olan ülkeler ise siyasal İslam ya da ılımlı İslam tehdidi ile karşı karşıya…

Radikal İslam’a panzehir olarak siyasal İslam gösteriliyor, sonra da radikal İslam tehlikesi ile karşı karşıya alan ülkelerin, bu yapıyı kabul etmesi bekleniyor. Kuzey Afrika’nın en batı ucundan Güney Asya’ya kadar bu süreç yaşanıyor. Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, Irak, İran ve Türkiye…

Hakkında çok şey yazılıp söylendi. Politik düşünceleri konu üzerinde tarafları kutuplaştırdı. Özellikle 90’lı yıların Refah Partisi’nin politik arenadaki güçlü ve ivedi çıkışı, 80’li yıllardan beri gelen İran’ın rejim ihracı korkusunu had safhaya çıkarmıştı. 2002 itibarıyla Milli Görüş temelli AKP Türkiye siyasetinde seçim galibiyetleriyle karar verme mekanizmalarına sahip olmuş durumda. Tam da bu döneme rast gelen ılımlı İslam söylentilerinin hedefinde oturdu, AKP.

Hiç tartışmasız ABD kaynaklı bir ılımlı İslam rejiminin İslam ülkelerine ihracı söz konusu. Böylelikle, ABD, ılımlı İslam’ın hakim olduğu ülkelerde kendi yaşamsal çıkarlarına aykırı gelişmelerin olmayacağını planlamaktaydı. AKP örneğinde olduğu gibi ılımlı İslam’ın hedef ülkelerdeki uygulayıcısı olduğu(!) siyasal yapılar, Washington yönetiminin bölgesel ve küresel çıkarlarını sonuna kadar koruyabilmesi için kurgulanmış ve faaliyete geçirilmişti.

70’lerin Sovyet tehdidine karşı oluşturulan “Yeşil Kuşak Projesi”, 1979 İran İslam devrimi ile artan radikalizm korkusu nedeni ile terk edilmiş; yeni vizyon olarak da hem komünizme karşı duruşu devam ettirecek hem de ABD yanlısı politikaları benimseyecek “ılımlı İslam Ülkeleri” projesi hayata geçirildi. ABD’li düşünce kuruluşları, bilim adamları yani ABD entelijansiyası bu doğrultuda harekete geçirilmişti.

Şimdi ise tartışma sırası Türkiye kamuoyundaydı. Gerçekten ABD menşeli bir ‘ılımlı İslam’ rejiminin ithali söz konusu muydu? Her konuda olduğu gibi herkes meseleye taraflı yaklaşmış, tabi bu durum da şu an bu ödevi hazırlayan benim için oldukça zor bir durumdu. Objektif bir yaklaşımı daim tutmak oldukça zordu. Neyse ki, meselenin özünde herkes hemfikirdi: ABD, ılımlı İslam’ı Türkiye’ye dayatmaktaydı. Peki, ya Türkiye kamuoyu, Türkiye siyaseti nasıl bir duruş sergiliyordu?

GİRİŞ

Soğuk savaş sonrası dengelerini yeniden oluşturmaya çalışan dünya,21. Yüzyılın eşiğinde, kendisini birden bire yoğun bir dinselleşme akımı içinde buldu.

ABD, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasını ardından, dünyanın tek süper gücü haline gelmişti. Çokuluslu şirketleri temsil eden küresel sermaye baronları, “Yeni Dünya Düzeni” görüşünü benimsedi.  “Yeni Dünya Düzeni” kavramı ilk kez 1990’lı yılların başında baba Bush tarafından dile getirilmişti; ancak bu kavramın o zaman ne anlama geldiği bilinmiyordu. Aslında basit anlatımıyla bu görüş, ABD öncülüğündeki küresel sermayenin, küresel egemenliğinin tam olarak sağlamasından başka bir anlam taşımıyordu. [1]

Küreselleşmenin desteklediği yerelleşme, çokuluslu şirketlerin çıkarlarının bulunduğu az gelişmiş bölgelerde, dinsel ve etnik ayrımcılığı körüklerken; ortaya çıkan mikro milliyetçilik, ulus devletleri tehdit etmeye başladı. Stratejik önem taşıyan birçok bölgede, ayrılıkçı gruplar öne çıkarıldı. Örneğin: Ortadoğu’da Kürt, Balkanlar’da Arnavut, Kafkasya’da Çeçen ayrılıkçılar desteklendi. İnsan hakları, demokrasi, ifade özgürlüğü, sivil toplum gibi evrensel ilkeler, küresel sermaye baronlarının kendi çıkarlarını korumak için kullandığı ve gerçek içeriğinden uzaklaştırılmış konu başlıklarına dönüştürüldü. Dünyanın Müslüman bölgeleri de, 21. Yüzyıla siyasal İslam’ın kıskacında girdi. ABD, soğuk savaş döneminde uygulamaya koyduğu ve Sovyet Birliğini, “İslamlaştırılmış ülkeler ile kuşatmayı”  öngören “Yeşil Kuşak” projesini yeniden gözden geçirdi. “Yeni Dünya Düzeni” politikası ile birleştirerek, “ılımlı İslam” ya da “siyasal İslam” siyasetini gündeme taşıdı.

Prof. Dr. Mübeccel Kıray 1997 yılında yayınladığı bir makalesinde ABD’nin bu ılımlı İslam politikasını şöyle açılamaktadır: “ Eğer İslam, toplumda yalnız kendi hayatiyetine bırakılmış olsaydı çok eski bir yapının bir parçası olan radikal İslam hiç söz konusu olmayacağı gibi, ılımlı İslam da terim olarak bile ortaya çıkmazdı. Bugün, soğuk savaşın bitiminden sonra, siyasal İslam tartışmaları hala devam ediyorsa; bu biraz da ileri sanayi toplumlarının kendi aralarındaki hiyerarşinin oluşması geciktiğinden, dolayısıyla hangisi, hangi İslam’ı istiyor, açıkça söylenmediğindendir.”

Bugün radikal İslam tehdidi, stratejik ve ekonomik açıdan önem taşıyan Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde, siyasal İslam’ın yerleştirilmesi için gerekçe olarak gösteriliyor. Oysa radikal İslam’ın ortaya çıkmasındaki en büyük pay, yine bu tehdidi gerekçe gösterip önce Afganistan’ı sonra da ırak’ı işgal eden ABD’nindir.

ABD yönetimi, bugün İslam ülkelerinin bulunduğu coğrafyadaki enerji kaynaklarını, enerji hatlarını ve küresel ticaretin stratejik noktalarını denetim altına alabilmek için İslamlaştırma-dinselleştirme politikalarını yoğun biçimde uyguluyor. Demek ki, bu ülkelerin denetimlerinin ‘ılımlı İslam’ politikalarıyla ve ABD aracılığıyla küresel sermayenin eline geçmesi amaçlanıyordu.

ABD bu planında, her ne olursa olsun kendinse, kayıtsız şartsız iman eden yeni ortaklar belirledi bu ortaklar arasında ABD yönetiminin sözünden çıkmayan müttefik İslam ülkeleri, İslami vakıfları ve sivil toplum örgütleri yer alıyordu. 20. yüzyılda Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek alan liderlerin öncülüğünde bağımsızlığına kavuşmuş olan birçok ülke, şimdi ABD’nin yoğun İslamlaştırma politikasıyla karşı karşıya.[2]

Fas’tan başlayarak, Cezayir, Tunus, Mısır, Türkiye’ye ve Malezya’dan, Endonezya’ya, Pakistan’a dek uzanan hatta yer alan ülkeler, küresel baskı altında dinselleştiriliyor, dönüştürülüyor bu ülkelerde ılımlı İslam’ın temsilcisi olan yapılanmalar da giderek güçlendiriliyor. AKP, Türkiye’de 2002 seçimlerinden sonra da 2007 seçimlerinde tek başına iktidara geldi. Fas’ın AKP’si politik sürece dahil olduktan sonra meclise 6 kadın milletvekili soktu. Malezya’daki İslam partisi, 6 yıldan bu yana ülke siyasetine egemen. Pakistan’daki İslami Cemaat Partisi, 1941 yılında kurulmuş olmasına karşın, daha yeni siyasal ortama egemen olmaya başladı.

‘YEŞİL KUŞAK’TAN ‘ILIMLI İSLAM’A

ABD’nin ılımlı İslam projesi açısından Türkiye’deki 22 Temmuz seçimleri büyük önem taşıyordu.[3] AKP seçimlerden yüzde 46,7 oy oranı ile çıkarken, ABD yönetimindeki ‘yeni muhafazakar’ sıfatlı bürokratlar, laik-ulusalcı kesimin karşıtlığına ve bütün tepkisine karşın Türkiye’de ılımlı İslam projesinin yürümekte olduğunu görmekten mutlu olmuşlardı.

ABD diplomasisinin önde gelenlerinden olan Richard Holbrooke’un, ılımlı İslam bağlamında Türkiye ile Malezya’yı aynı çerçeve içine koyması ile tartışmalar “Türkiye Malezyalaşır mı?” sorusu üzerine yoğunlaştı. Aslında Türkiye çoktan beri Malezyalaşmaya başladığı tartışmaları çeşitli çevrelerce iddia ediliyordu. Kimilerine göre ılımlı İslam pratiği, günlük yaşam rutinleri içinde hiç yadırganmaz olmuş; siyaset ılımlı İslam’a doğru hızlı bir dönüşüm içine girmişti. Tartışmalar farklı görüşlerin de farklı yorumlarına maruz kalmıştı. Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyesi Dr. Bahadır Pehlivantürk, NTVMSNBC’ye verdiği bir demeçte, Holbrooke’un benzetmesine karşı çıkarak, şunları belirtmiştir: “Malezya, Türkiye’ye kıyasla çok daha farklı bir duruş sergiliyor. Holbrooke’un mihenk taşı Suudi Arabistan ve İran’sa Malezya daha yumuşak görünebilir. Malezya’da şeriat kuraları getirilmeye çalışılıyor. Türkiye’de İslam dini bu ülkelerden farklı yaşanıyor ve siyasi kültürler de farklı birbirinden çok farklı. Dolayısı ile Türkiye ve Malezya arasında bu bağlamda bir benzetme yapılamaz.”[4]

ABD, ılımlı İslam’ın kayıtsız şartsız kabul görmesi için bir yandan Türkiye’deki laiklik anlayışına ve laiklikle ilgili uygulamalara karşı çıkıyor; öte yandan hükümetin, dini özgürlüklere saygılı olduğunu vurguluyordu.

Üstelik ABD’nin bu karşı çıkışı sadece sözde kalmıyor, ABD Kongresi’nin resmi raporlarına da yansıyordu.[5] ABD’de, her yıl Başkan’a ve Kongre’ye sunulmak üzere dünyadaki dini özgürlükler konusunda rapor hazırlayan “ABD Uluslar arası Dini Özgürlükler Komisyonu” 2007 raporunda Türkiye’yi mercek altına almıştı.

Rapordaki eleştiriler göz önüne alındığında, ABD’nin Türkiye’yi teslim olmuş bir ılımlı İslam ülkesi durumuna getirmek istediği görülmektedir. Aslında komisyonun getirdiği öneriler, Türkiye’nin ılımlı ve siyasal İslam’a karşı salam duruş sergileyen “ savunma mekanizmalarının” çökertilmesini öngörüyor; laikliğin dini özgürlüklerin önünde en büyük engel olduğu gösterilmektedir.

ABD’NİN YENİ YOL HARİTASI

Aslında dünya, 21. Yüzyılda giderek belirginleşen İslamlaştırma süreci ile yeni tanışmıyordu. Yeşil Kuşak projesinin fikri babası, ABD Başkanı Jimmy Carter” ın 1977’de Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniev Brzezinski’ydi.[6]

İslam’ın komünizme karşı kalkan olabileceği iddiası esasına dayanan Yeşil Kuşak projesi, aslında ılımlı İslam’a ya da siyasal İslam’a giden sürecin “ilk aşamasını” ve “gerekçelerini” oluşturuyordu.

ABD’li stratejistlerin planlarına göre soğuk savaş döneminde Orta Asya, Sovyetler Birliği’nin kırılma noktasını oluşturacaktı ABD’nin Orta Asya’da tetiklemeye çalıştığı İslami uyanış hareketi, Ortadoğu’da da radikal İslam’ın temellerini atmıştı. Washington Afganistan’da önce Gülbeddin Hikmetyar’ı daha sonra bugün dünya’ya “en tehlikeli terörist” olarak tanıttığı Usame Bin Ladin’i destekledi, güçlendirdi.[7]

Soğuk savaşın bitmesi ile ABD’nin kendi eliyle oluşturduğu radikal İslam, ABD’yi vurdu. 11 Eylül 2001’de dünya kapitalizminin simgesi olan İkiz Kuleler hedef seçilmişti ve el Kaide, ABD’nin küresel egemenliğini pekiştirmesi için gerekçe hazırlamıştı.

BOP SÜRECİ VE AKP

ABD, 11 Eylül saldırılarını fırsat bilerek kullanmada zaman kaybetmedi. Küreselleşme bağlamında dünya emenliğini pekiştirmek için, gerekli önlemleri almaya başladı.

Önce Afganistan’ı sonra da ırak’ı işgal etti. Afganistan’da NATO’yu devreye soktuktan sonra elini rahatlattı. ABD, bu yeniden yapılanma süreci içinde dünya sorunlarını kendisininki gibi  algılayan, bu sorunlara öyle yaklaşan ve çözüm yollarına inanan ülkelerle küresel alanda stratejik ortaklıklar, bölgesel alanda ise koalisyonlar kurdu. Önceleri ABD’nin Irak harekatına üslerini açan ve çeşitli lojistik destekler veren Türkiye, 1 Mart 2003’te ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’a asker gönderilmesini öngören tezkereyi TBMM’den geçirmedi. Uzun süreden beri ABD’nin ılımlı İslam projesinin hedefinde olan Türkiye, bu kez ABD’nin düşündüğünün tersine hayal kırıklığına uğratmıştı. Zira Washington’da hiç kimse, siyasal İslam’ın yönettiği ülkelerde ABD’nin yaşamsal çıkarlarına aykırı gelişmelerin olabileceğine olasılık tanımıyordu.[8]

Ilımlı İslam’ın Uygulama Biçimi: BOP

ABD yönetimi, Irak harekatının ardından dünya kamuoyuna Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) açıkladı. Resmi adıyla Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin (GOKAP) her ne kadar ilk uygulama alanı Afganistan olsa da bu, Yeşil Kuşak projesinin ardından gündeme getirilen ılımı İslam stratejisinin, Ortadoğu özelindeki uygulama biçimiydi.

Bu açıklamaya AKP de destek verdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ABD Başkanı George Bush ile 28 Ocak 2004’te Beyaz Saray’da yaptığı görüşmen ardından;  Türkiye’nin, sınırları genişleten ve demokratik değerlerin yerleştirilmesini öngören bu projeye destek verdiğini, Türkiye’nin bu projede anahtar rol oynayacağını söyledi.

Bunların yanı sıra, ılımlı İslam politikası kapsamında olan müttefik bir ülkenin, İslam dünyasına örnek olması da düşünüldü. Bu ülke Türkiye idi. Laik, demokratik sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye’nin, ılımlı İslam ülkesine dönüştürülmesi süreci hızlandıracak ve BOP çerçevesinde Müslüman ülkeler için örnek oluşturacaktı. AKP’ye yönelik eleştiriler de onun böylesi bir proje için biçilmiş kaftan olacağı yönündeydi. Zaman zaman yukarıdaki ifadeler bazı Amerikalı yetkililer tarafından doğrulanır gibiydi. Örneğin, Ortadoğu konulu bir toplantıda Amerikalı askeri bir yetkili şu ifadeleri kullanmaktadır:

“Dünyada 1.3 milyar Müslüman var. Bunların yüzde biri radikal olsa, 13 milyon eder. Bu 13 milyon radikal İslamcı bizim düşmanımızdır. Radikal İslam’a karşı ılımlı Müslümanları kullanacağız. Bunun başında da Türkiye gelmektedir.”[9]

Tartışmalar sürüp giderken Türkiye’nin en önemli karar mekanizmalarından biri olan TSK’ dan konuya yönelik bir yorum yapıldı. Orgeneral İlker Başbuğ, Türkiye’nin BOP’a örnek gösterilmesini şöyle değerlendiriyordu:

“Hem laik devlet, hem de ılımlı İslam bir arada olmaz. Anayasa’nın 2. maddesinde yer aldığı gibi laik, demokratik sosyal bir hukuk devletidir. Bazı çevreler, Türkiye için ılımlı İslam diye kavramlar üretiyorlar.”[10]

Türkiye’de Yeni Muhafazakârlar olarak adlandırılan stratejistlerin belirlediği tanıma göre ılımlı İslam, “ Batılı değerlerle uyumlu, Batı ile çatışma potansiyeli taşımayan, siyasal olarak ABD’nin gereksinimlerine göre düzenlenmiş, özellikle İslam coğrafyasında sınırların yeniden çizildiği ve buralardaki ülke rejimlerinin de bu amaca uygun olarak değiştirilmesinin öngörüldüğü BOP’un kavramsal çerçevesi” anlamını taşıyordu. Öte yandan son yıllarda ayyuka çıkan ılımlılık tartışmasının hedefinde İslami kökenden gelen AKP olduğu muhakkak. ABD’nin toplumdan önemli bir destek alan AKP iktidarı ile kurduğu pragmatik ilişki, aşırı laik duyarlı kesimde hadiseye, “Ilımlı İslam-Ak Parti-ABD” denkleminde bakmaya yol açtı.[11]

İlginç olan ise AKP’nin 22 Temmuz seçimlerinden mutlak zaferle çıkması Amerikan basınında sevinçle karşılanmıştı: “Ortadoğu’daki demokrasi ve ılımlı İslam davası, geçen hafta sonu Türkiye’de yapılan seçimlerden sonra kaçınılmaz biçimde ihtiyaç duyulan unsura dönüşmüştür. İktidardaki AKP, ikna edici bir zafer kazandı ve sadece solcular ve milliyetçi muhalifleri için değil, aynı zamanda ordu için de bir tepki oldu.”[12]

Türkiye’yi Bekleyen Tehlike

Ilımlı İslam, hedefine koyduğu ülkelerin rejimlerinin yası sıra ülkesel bütünlüklerini de kendi çıkarına göre yeniden biçimlendirecekti. Bu konuda ilginç olan ise ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice’ın “Ortadoğu’yu Dönüştürme”[13] konulu makalesine öngördüğü ve Türkiye’yi de kapsayacak şekilde Ortadoğu’da sınırların değiştirilmesi konusunun emekli bir ABD albayının çizdiği bir haritayla gündeme getirilmesiyle eşzamanlı olarak iki ülkenin bir Ortak Vizyon Belgesi açıklamasıydı.[14] Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD’li meslektaşı Condolezza Rice’la Washington’da görüşmüş ve düzenledikleri ortak basın toplantısında Türkiye ve Amerika’nın strateji ortak olduklarını vurgulamışlardı. Belgede, “Bölgesel ve küresel hedeflerimiz bağlamında aynı ideal ve değerleri paylaşıyoruz. Bunlar: barış, demokrasi, özgürlük ve refahın yayılmasıdır” deniliyor ve Türkiye ile Amerika ortak ilgi alanlarında birlikte çalışmayı  taahhüt ediyorlardı.

BOP projesinin maddeleri arasında Türkiye ile ilgili şu madde ABD’nin Türkiye’ye bakış açısı dikkat çekmektedir: “ Türkiye, BOP’un siyasal ayağında ABD için özellikle İslam-demokrasi evliliğinde bir örnek ve kaynak ülke konumundadır. ABD açısından Türkiye BOP kapsamında, kendisinden vazgeçilemeyecek siyasal ortak konumundadır.”

Sonuç olarak; küresel güçlerin çıkarları bağlamında, Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, Ürdün, Irak, Malezya, Endonezya, Pakistan dönüştürülmeye, dinselleştirilmeye başlandı. Her ülkede, aynı proje çerçevesinde, farklı dinamikler kullanılarak siyasal İslam kabul ettirildi siyaset ve toplum, din kurallarına bağlanarak, ABD’nin küresel çıkarlarına uygun hale getirildi.

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

“ Türk toplumunun kimliğinin bir boyutu olarak, İslam’ın varlığının göz ardı edilmesinin mümkün olmadığı ve olamayacağı bir gerçektir. Bununla beraber denilebilir ki, İslam, türk dış politikasında bugüne kadar ne kadar etkili olmuşsa, gelecekte de en fazla o kadar etkili olabilecektir.”[15]

Özellikle 2001 yılında 11 Eylül saldırılarıyla birlikte yaşanan gelişmeler, dünya üzerindeki dengeleri değiştirdi. Küresel güçler demokratikleştirme yerine İslamlaştırma politikasını artık daha hızlı biçimde uygulamaya koydular. Bu uygulamalardan Malezya da fazlasıyla nasibini aldı. 2000 yılındaki İKÖ zirvesinden tam 8 yıl sonra, şimdi Türkiye’nin de Malezya gibi bir ılımlı İslam ülkesi olup olmadığı veya olup olmayacağı tartışılıyor.

Son yıllarda iyice alevlenen ılımlı İslam söyleminden AKP halihazırda fazlasıyla nasibini almış durumda. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana Batı yönlü politikasında özellikle de iki kutuplu dünya düzeninde, ABD, ağırlığını fazlasıyla hissettirmişti. 1950’lili yıllardan itibaren Türk politikacılar ABD ittifakına olan bağlılıklarını her seferinde göstermeye çalışmışlardır. Buna ister ABD’nin stratejik ortağı olmak deyin, isterse ABD politik çıkarlarına alet olmak, tüm iniş ve çıkışlarına rağmen ABD ile ilişkilerin bugün çok iyi seviyede olduğu açıktır. Son zamanlardaki ilişkilerin bu derece iyileşmesi kamuoyunda ABD-AKP ittifakı olarak yorumlanmasına sebep olmaktadır. Ilımlı İslam iddialarıyla da harmanlanan bu eleştirilere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan şu şekilde cevap vermektedir: “ Bir zamanlar ‘Türkiye, İran olacak’ dediler. Bir zamanlar Türkiye İran olacak diyenler, Türkiye’nin İran olmadığını görünce, şimdi ‘Ne yaparız da AKP’yi zayıf düşürürüz?’ demeye başladılar. Şimdi de ‘Türkiye, Malezya olacak’ demeye başladılar. Ilımlı İslam olmaz, İslam olur, İslam’ın ılımlısı ılımsızı yoktur, sadece İslam vardır.”

Fikri AKKAYA Hacettepe Uluslararası İlişkiler 4.sınıf

KAYNAKLAR

Altuğ, Kurtul, Genelkurmay’ın Işıkları Yanıyordu, Ankara, Bilgi Yayınevi, 2007.

Alkan, Türker, “Ilımlı İslam olur mu olmaz mı?”, Radikal, 28.04.2005.

Cindemir, Kasım (Washington),“Hem laik devlet,hem ılımlı İslam olmaz”, Hürriyet, 20.03.2004.

Dilek, Bahadır Selim, Küresel Tuzak Ilımlı İslam, Ankara, Ulus Dağı Yayınları, 2008.

Doğan, Yalçın, “ABD’nin ılımlı Türkiye formülü”, Hürriyet, 1 Haziran 2007

Hale, William, Turkish Foreign Policy, 1774-2000, London, Frank Cass, 2000.

http:/www.milliyet.com.tr/2007/09/15.

Kongar, Emre, “ABD, ILIMLI İSLAM VE TÜRKİYE”, http://www.kongar.org, 3.8.2009.

Onarlı, Barış, Voice of America. 5.7.2006.

Rice, Condolezza, Secretary of USA, Article: Transforming Middle East, 07.08.2003.

Koçer, Gökhan, Türk Dış Politikasında İslam, Ankara, Öğreti Yayınları, 2003.

Taşgetiren, Ahmet, “ılımlı İslam Kavgası”, Aksiyon, sayı 29,2009.

Washington Post, “Türkiye’deki zamanlaması güzel zafer”, Başyazı, 27 Temmuz 2007.

 


[1] Bahadır Selim Dilek, Küresel Tuzak Ilımlı İslam, Ankara, Ulus Dağı Yayınları, 2008,  s. 2.

[2] Dilek, Kür. Tuz. Il. İsl.

[3] İng: Moderate İslam, Soft İslam

[4]7 Ağustos 2007

[5] http:/www.milliyet.com.tr/2007/09/15/guncel/gun12.html

[6] Zbigniev Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası, Çeviren: Yelda Türedi; inkılâp Yayınevi, İstanbul,2005.

[7] Hikmetyar, Washington tarafından Ladin ile beraber 11 Eylül saldırılarının planlayıcısı olarak suçlamaktadır.

[8] Dilek, Kür. Tuz. Il. İsl.

[9] Yalçın Doğan, “ABD’nin ılımlı Türkiye formülü”, Hürriyet, 1 Haziran 2007

[10] Kasım Cindemir (Washington), “Hem laik devlet,hem ılımlı İslam olmaz”, Hürriyet, 20.03.2004.

[11] Ahmet Taşgetiren, “ılımlı İslam Kavgası”, Aksiyon, sayı 29,2009

[12] Washington Post, “Türkiye’deki zamanlaması güzel zafer”, Başyazı, 27 Temmuz 2007.

[13] Condolezza Rice, Secretary of USA, Article: Transforming Middle East, 07.08.2003, Washington Post.

[14] Barış Onarlı, Voice of America. 5.7.2006

[15] Dr. Gökhan Koçer, Türk Dış Politikasında İslam, Ankara, Öğreti Yayınları, 2003, s. 189.

Kategoriler:Politics, siyaset Etiketler:,
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: