Anasayfa > Law > Türkiye’de Anayasal Gelişmelere Bağlı Olarak Değişen Siyasî Yapı

Türkiye’de Anayasal Gelişmelere Bağlı Olarak Değişen Siyasî Yapı

Türkiye’de Anayasal Gelişmelere Bağlı Olarak Değişen Siyasî Yapı

Türkiye kurulduğu günden bu yana siyasî açıdan birçok çalkantı yaşamıştır. Tarihe baktığımızda, örneğin Roma’da; savaş, doğal afet, iç karışıklık gibi olağanüstü durumlarda mevcut otorite yerini iktidarın tek elde toplandığı çok daha güçlü bir otoriteye bırakma ihtiyacı hissetmiştir. Roma’da böyle durumlarda “konsul” denilen devlet başkanları, “dictatura” denilen ve bütün siyasî haklara sahip olan bir kişi seçerlerdi. (ARSAL, Sadri Maksudi, Umumî Hukuk Tarihi, 1944, s.227) Ülkemizde ise mevcut olumsuzlukları gidermek için darbeler yapılmış, muhtıralar verilmiş; bu ise yeni sorunları beraberinde getirmiştir. Yapılan anayasa değişiklikleriyle temel hak ve özgürlüklerin kapsamı kimi zaman daraltılmış, kimi zaman da çağdaş devletin gerekleriyle bağdaşır hale getirilmiştir. Bazen devletin üniter yapısı korunmak istenmiş, bazen de siyasî yapının çoğulcu demokrasi yolunda gelişmesi amaçlanmıştır.

Burada siyasî hak ve ödevlerin zaman içerisinde uğradığı değişiklikler, günümüzdeki durum ve gelecekte alacağı yeni şekle dair mevcut tasarılar incelenecektir.

1961 Anayasası

Ülkemizde 1924 – 1946 yılları arasında tek partili, 1946’dan 1960’a kadar ise çok partili bir siyasî sistem yaşandı. 27 Mayıs 1960’taki askerî darbe ve ardından 1961’de hazırlanan yeni anayasa ile demokratik hayatın vazgeçilmez unsuru olarak nitelenen siyasî partiler düzenlenerek, hukukî bir güvenceye kavuşturuldu. Böylece daha önce benimsenen çoğunlukçu demokrasi anlayışı terk edilerek, çoğulcu demokrasi anlayışı benimsendi. Sendikal faaliyetler, dernek kurma hürriyeti gibi siyasî haklar güvence altına alındı. Bunun yanında diğer birçok siyasal hak genişlik kazanmış ve güçlenmiştir.

1971-73 ara rejim döneminde, terörün ve bozulan kamu düzeninin üstesinden siyasî partilerin gelemediği gerekçesiyle verilen muhtıra ile ’61 anayasasında önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler ’61 anayasasıyla genişletilen ve güçlendirilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması yönünde de olmuştur. Bu demokratik ülke açısından üzücü bir olaydır.(Prof. Dr. ATAR, Yavuz, Türk Anayasa Hukuku, 2005, s.29)

1982 Anayasası

12 Eylül 1980 yılında askerî bir müdahale sonucunda, Danışma Meclisi ve Millî Güvenlik Konseyi’nden oluşan kurucu meclisin hazırladığı ve halkoyuna sunularak %90’ın üzerinde bir oyla kabul edilen anayasamızdır. Burada ileri sürülen sebepler, ’71 muhtırasına benzeyen anarşi ve terörün artması, ülke ekonomisinin kötüye gidişi ve bu sorunların üstesinden sivil yönetimin gelememesidir. Ayrıca partilerin yıkıcı ve bölücü faaliyetleri teşvik etmesi, sorumsuz davranması, yasama faaliyetlerinin tıkanması, kısaca siyasî hayatın işlerliğini yitirdiği de öne sürülmüştür. Bu bağlamda ’82 anayasasında temel hak ve özgürlükler ve devletin otoritesi kavramları arasında otoriteye daha çok önem vermiştir. Darbenin gerekçelerinden olan siyasî mekanizmanın tıkanıklığını giderici tedbirler alınmıştır. Bunun yanında siyasî partiler, sendikal faaliyetler, dernekler gibi siyasî katılmayı sağlayan unsurlarda kısıtlamalara gidilmiş ve mümkün olduğunca toplumun politikadan uzak durması yönünde hareket edilmiştir.( Prof. Dr. ATAR, Yavuz, Türk Anayasa Hukuku, 2005, s. 33,34,35)

’82 anayasası yapıldığı tarihten günümüze kadar önemli değişiklikler geçirmiştir. Bu değişim demokratikleşme yolunda olumlu adımlar şeklinde olmuştur. Özellikle, yapıldığı dönem itibariyle temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı niteliği değiştirilmek istenmiştir. Örneğin 1995 yılında yapılan değişiklikle derneklerin siyasal faaliyette bulunma yasağı kaldırıldı ve derneklerin kapatılmaları güçleştirildi. 1987’deki değişiklikle 19’a düşürülen seçmen yaşı 1995’te m.67/2’de “On sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir.” denilerek yeniden indirilmiştir.

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına, taksirli suçlardan ötürü hapiste bulunanlara da oy kullanma hakkı tanındı. Bu, anayasa m.67/2’de “…ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.” ve m.67/4’te “Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar” denilerek sağlandı.

Aşırı bir sınırlandırmaya tâbi tutulan siyasî partiler 1995 ve 2001 yılında yapılan değişikliklerle, daha özgür hale geldi. Buna rağmen partilerin faaliyetleri açısından demokrasiyle bağdaşmayan pek çok yasak vardı. Ayrıca partilerin kapatılması kolaylaşmıştı. 2003 yılında Siyasî Partiler Kanunu’nda yapılan değişiklik ile her durumda parti kapatmak yerine, devlet yardımından mahrum bırakma yaptırımı getirilmiştir.

Siyasî partilerin kurulması, partilerin faaliyetleri, parti üyeliği gibi konular anayasamızın 68 ve 69. maddelerinde belirtilmiştir. m.68/3’e göre “Siyasi partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.” Aynı maddenin 5,6 ve7. fıkralarında kimlerin parti üyeliği hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

Elbette siyasî partilerin demokratikleşme sürecinde mutlak bir özgürlüğe kavuşmaları düşünülemez. ’82 anayasası partilerin faaliyetleri, amaçları, çalışma esaslarına ilişkin birtakım yasaklar öngörmüştür. Bu yasaklar siyasal katılmayı engellemeyi değil, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, bağımsızlık, hukuk devleti, demokratik ve laik devlet gibi ilkeleri korumak amacıyla konulmuştur. M.68/4’te “ Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.” denilerek partilerin amaçları ve faaliyetlerine ilişkin yasaklar öngörülmüştür. M.69/2’de “Siyasi partiler, ticari faaliyetlere girişemezler.” denilerek bir başka yasak belirtilmiştir. Bunun dışında Siyasî Partiler Kanunu’nun birçok maddesinde siyasî partilere ilişkin yasaklar bulunmaktadır.

Anayasamız 70. maddesinde her Türk’ün kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu ve hizmetin gerektirdiği nitelikler dışında herhangi bir ayrım yapılamayacağı öngörülmüştür. 72 ve 73. maddelerde vatanî görev ve vergi ödevi gibi her Türk’ün ödemekle yükümlü olduğu hususlar belirtilmiştir. Anayasada siyasî hak ve ödevlerle ilgili hükümlerden sonuncusu olarak m.74’te belirtilen dilekçe hakkını görüyoruz. Buna göre “Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.” (Anayasa maddeleri, ÖZDEN, Yekta Güngör, TC Anayasası, 2006)

Kategoriler:Law
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: